Deleuze: Kritik ve Klinik

2015’in sonları, 2016 nın başlarında okumuştum Kritik ve Klinik kitabını. Bana çok iyi gelmişti. Geçenlerde Daniel W. Smith’in Saf İçkin Yaşam – Deleuze’ün “Kritik ve Klinik” Projesi- adlı kitabını okudum* ve “Kritik ve Klinik” tekrar gündeme geldi benim için.

Deleuze’ün kavramları ele alış yöntemi vardır. bir düzlemde bir gurup kavramla bir ilişki kurar ve o guruptaki kavramlardan biriyle başka bir düzlemde başka bir kavramlarla ilişkilendirir. böylece tek bir kavrama, iki düzlem arasında dinamik bir anlam/anlamlar kazandırır. birinden diğerine giden/gelen dinamik bir akış oluşturur. akışı tarif etmez. oluşturur. yazdıkları kadar yazmadıkları, işaret ettikleriylede anlatır. statik bir tanımlama yerine seni bağlantılar kuracak bir noktaraya getirir. bu biraz belirsiz gibi görünsede değildir. tam tersi başka bir “belirliliktir”. dinamik, hareketli, gidip gelen,gidip geldikçe genişleyen,daralan,derinleşen akışkan bir hareket. Direk baktğında çoğu zaman göremeyeceğin ancak durup, belki gözlerini kapatıp ya da yandan baktığında görebileceğin. Yaşam gibi.

Amacım kitabı bir miktar tanıtmak. O yüzden bol bol alıntı ve ufak notlar şeklinde ilerleyecek.

İlk bakışta yazma problemi üzerinden, edebiyattaki kritik ile tıpta, özellikle psikolojideki klinik kavramları ile felsefi bir ilişki kuruyor ama arka planda sürekli yaşam, oluş, gerçeklik, zaman, yargı konularını tartışıyor.

İlk bölüm/makale “Edebiyat ve Yaşam”. Bu bölüm sonraki bölümlerin genel çerçevesi gibi. Bu makalede genel olarak değindiği konulara, sonraki makalelerde daha derinlemesine dalıyor. Önce eylemi, eylemciyi ve bunun anlamı üzerinde duruyor. Yani yazmak, yazı (edebiyat) ve bunun anlamı;

“Yazmak, asla tamamlanmayan, her zaman oluş halinde olan ve her yaşanabilir ya da yaşanmış maddeyi aşan bir oluş meselesidir. Bir süreçtir, diğer bir deyişle, yaşanabilir ile yaşanmışı boydan boya kateden bir Yaşam geçididir. Yazı oluştan ayrılmaz..

Oluş meselesini ele aldıktan sonra konunun sağlıkla ilişkisini kuruyor;

“Kişi kendi nevrozlarıyla yazmaz. Nevroz,psikoz; bunlar yaşam geçitleri değil, süreç kesintiye uğradığında, engellendiğinde,tıkandığında içine düşülen durumlardır. Hastalık bir süreç değil, “Nietzche örneğinde”de olduğu gibi, sürecin durmasıdır. Bu haliyle yazar da hasta değil, daha ziyade hekimdir, kendisinin ve dünyanın doktorudur. Dünya, hastalığın insanla karıştığı semptomlar bütünüdür. Bu durumda, edebiyat bir sağlık girişimi olarak ortaya çıkar. (s.12)

“Edebiyat olarak, yazı olarak sağlık, eksik olan bir halk icat etmekten ibarettir. Bir halk icat etmek masallamanın işlevidir. Anıları, henüz ihanetlerinin ve inkarlarının altında gömülü olan gelecekteki bir halkın ortak kökeni ya da amacı haline getirmedikçe anılarla yazılamaz..”(s.12)

“Bu ille de dünyaya gemen olması beklenen bir halk değildir. Bu, devrimci-oluşa kapılmış, minör,sonsuza kadar minör bir halktır. Melez, aşağı, buyruk altında tutulan, hep oluş halinde, asla tamamlanmayan halk, belki de yalnızca yazarın atomlarında varolur…. Edebiyatın nihai amacı, sabuklamanın içinden bu sağlık yaratımını yada bir halkın keşfini, yani bir yaşam olasılığını çıkarmaktır.(s.13)

6. ve 15.Bölümler yargı meselesi ile ilgili. “Yargı” meselesinin mahkemelerle, oradan tek tanrılı dinlerle ilişkisi ve en önemlisi bizim günlük yaşamımızdaki “yargılayıcı kafa” ilişkisi kuruluyor. Bir daha ki yazıda bu konuyla ilgili alıntılar gelecek.
….
*Bu enfes kitap aslında Smith’in bir makale derlemesinden seçilen uzunca bir makale. Bu kitapla ilgili Emek Erez şöyle bir tanıtım yazmış.

Bi de bunlara bak istersen