İmroz’da Taş Duvar

Taş duvardaki her taşın, volkanın ağzından fırlatılmasından bir duvarın taşı olmasına kadar geçen, yeryüzünde bir tarihi, hikayesi vardır. Dokusunda, renklerinde, formunda bu tarihi taşır. Taş duvar bu yüzden hikayelerden bir hikaye yaratma girişimidir aynı zamanda. Baktığımızda, bazen neden olduğunu anlamadığımız, bizi büyüleyen şey budur. Endüstriyel tuğlalar (bims biriket, gazbeton, tuğla), hikayeleri un ufak edilip tek bir kalıba, tek bir hikayeye, hikayesizliğe çöktürülmüştür.

Hikayesi kendi içinde o kadar zayıflamıştırki, hikeyesini dışarda aramaya başlar.

Endüstriel tuğlalarla yapılmış bir duvar “aynı şeyin tekrarı” ile damgalanmıştır. Ve bu “tekrar” kendisini tüm yapıya yansıtır. Başka bir deyişle yapı (aparman,apartmanlar,uydukentler,gökdelenler – genişlemesine yada derinlemesine tekrar-) duvarın yapımındaki tuğlaların tekrarının dışa doğru devamıdır. Artık “kendinde” değil ama, hikaye “heybet” te aranmaya başlanmıştır. on katlı, yirmi katlı, yüz katlı gökdelenler, on bloklu, yirmi bloklu, yüz bloklu uydu kentler, tatil siteleri hep tekrarın, tekrarın ve tekrarın heybetidir.

Hatta giderek beton bloklardan oluşmuş duvarlar fabrikalarda üretilmeye başlanmıştır. Tuğlaya, “kendinde” hikayeye artık gerek yoktur.

Duvar mefhumu bir çevrelenme, bir sınır olması nedeniyle ontolojik meseleler içinde kullanışlıdır. Çünkü “ben” meselesi çoğu durumda bir çerçeve, bir sınırlar meselesi olarakda ele alınabilir. (Duvar çizgisel bir sınırda değildir üstelik. Üç boyutlu ,yüksekliğide olan bir sınırdır. O yüzden bir duvar, yaşanılan uygarlığın bir resmini de barındırır içinde).

Duvar bizi ayırır. “dışarısı” ile aramız’a bir “set” koyar. Aramız’dadır. Onunla çevreleniriz. Bu çevrelenmenin nitelği bir yerde kendini “dışarıdan” izole etmek iken, başka bir yerde bu dışarı’ya giriş/geçiş niteliğindedir. Çok katlı apartmalarda kimsenin kimseyi tanımamasının bir nedeni, apartman mekanının ruhunda, orayı tutanların ruhunda “dışarıdan kaçma”nın/izolasyon isteğinin olmasıdır. Seni kabul etmeyen, ya da senin kabul etmediğin/kabul etmek istemediğin çevrelenmeden izole olma isteği. Oysa taş evlerde durum farklıdır çünkü taş, oradaki doğal ortamın devamıdır. ormanın, dağın, suyun, toprağın devamıdır. içerilme, kabul edilme sorunu yoktur. O yüzden çevrelenmeden izole etmek değil, oraya giriş kapısıdır. duvara dokunduğunuzda, zaten dışarıda olan taşa da dokunursunuz. dışarısı içeridedir.

Son dönemdeki selfi çılgınlığı sadece teknik gelişmenin (cep telefonlarına selfi kamerası koyma) sonucu değildir. Burda başka bir şey var. Güzel bir göl huzur verdiği için değil,”oradaydım” diyebilmek için önemlidir. Ya da tarihi bir anıt, ya da güzel bir dağ. Ya da güzel bir yemek lezzetli olduğu için, dostlarla birlikte yemenin keyfi için değil, “bu yemeği yiyorum. Ben yiyiyorum. Ben böyle insanlarla böyle güzel yemekler yiyen bir insanım” diyebilmek için önemlidir. Kameranın odağı hep meseleye/ben’e odaklanmıştır .Butün bu “çılgınlık” temelde bir şeyi anlatmaya/kanıtlamaya çalışır. “bakın,ben varım. bir şeyler beni yok saymaya çalışıyor ama ben varım. işte kanıtı..” Bir şeyi kanıtlamaya çalışmak, çoğu durumda, kanıtlamaya çalıştığın şeyin olmadığının göstergesidir. Odağında “ben”in olduğu bu fotograflarla bir hikaye oluşturuma çabası çok belirgindir ve aynı zamanda hikayesinin olmadığının da belgeleridirler.

“Tekrarla” hikayesizliğe çökme ve bundan “heybet”le çıkma yönelimi toplumun/bireyin dünyasıdır. Hergün aynı yollardan geçip, aynı işyerine gidip, aynı saatte iş başı yaparız. Hergün yaparız bunu. ve bir taş duvar bize sessizce şunu sorar:senin hikayen nedir?

Bi de bunlara bak istersen