Spinoza üstüne 11 ders – Gilles Deleuze

spinoza

2016’nın bahar ve yaz aylarında Ilgın’ın yönlendirmesinde Kollektif Mutfağın ev sahipliğinde Deleuze’ün Spinoza üstüne 11 ders kitabını okuyarak ve grupça tartışarak Spinoza felsefesine bir giriş yaptık. Bir anlam çıkardığım veya şaşırdığım yerlerden notlar alıp yazdım bir yere. Kitabın adına uygun olarak da notlarımı 11’e tamamladım. Burada bunları paylaşarak Spinoza’yı anlatmaktan çok onun üzerinde bir merak uyandırmayı amaçlıyorum. Ve notlarım…

Spinoza 1

Spinoza okumalarından çıkardığım şeyleri yazıvereyim. Spinozaya göre iki tür duygu vardır. Keder ve neşe. Ve bu duyguları başımıza gelen işlerin bizdeki tesirine göre açıklar. Eğer ki başımıza iyi bir şey gelir ve yaşama gücümüzü arttırırsa bu bize neşe verir. Tam dersi durum ise keder verir. Ve işte can alıcı nokta hangi karşılaşmaların bize keder hangilerinin neşe vereceğini nasıl bilebiliriz. Sınırlarımızı bilerek. Birçok yerde karşımıza çıkan kendini bil öğüdü burada sınırlarını bil olarak çıkmış karşımıza sanki. On yedinci yüzyıldan bir filozof. Okumalar devam etmekte.

Spinoza 2

Şu meşhur hikaye Tanrı Ademe elmayı yeme dedi. Bir Adem eğer ki Tanrı ona elmayı yeme dediyse elma hakkında ne düşünebilir ki en fazla? Herhalde elmanın Spinoza’nın deyimiyle bir şekilde zehirli olduğunu  düşünür. Veya öyle düşünmesin de bildiğimiz elma olarak düşünsün. Cennette Ademsin ne olur yahu yemesen bir elmayı da? Adem Tanrının uyardığı bir elmayı yememesi gerektiğini idrak edemeyecek durumda ise o halde Adem pek de şuurlu biri değildi ve yediği de günah değildi.

Spinoza 3

Spinoza okumalarından geçtiğimiz kadarı ile işte beni en çok heyecanlandıran yer “Mutlak olarak sonsuz, yani bütün sıfatlara sahip olan tek bir töz(tanrı da diyebiliriz) vardır, ve yaratılmışlar denen şeyler, yaratılmış değildirler, bu tözün tarzları veya var olma tavırlarıdırlar.” Ve Spinoza’yı bize anlatan Deleuze bu alıntıdan biraz önce şöyle der “Ethica’da (Spinoza’nın kitabı) Tanrı dünyadadır, dünya Tanrıdadır”. Bu heyecan verici çünkü bu düşünce yaratılanın ve yaratanın ayrı şeyler olmadığını söyler. Bilmediğimiz bir alemde ayrı bir varlık olarak bir tanrının bizleri seyredip ara ara mesajlar gönderdiği, insanları yönetmek üzere temsilciler atadığı, bizleri bir çeşit teste tabi tuttuğu fikirlerini bir kenara bıraktırır. Tanrı hemen şimdi tüm sıfatlarıyla ve sonsuzluğuyla tam burada bu andadır ve bir biçimde her şey onun ta kendisidir. Her neye elini atsan Tanrı odur. Tanrı o kadar buradadır ki her bir varlık onun bir var olma biçimidir. Ve varoluşun bütün bu çok çeşitliliği Tanrının sonsuzluğundan olsa gerektir. Ve bütün bu biçimlerin sahibi Tanrı olduğuna göre biçimler arasında da hiçbir hiyerarşi olamaz. Yani tüm varlıkların varoluşları aslında Tanrının bir var olma biçimidir ve dolayısıyla hiçbiri diğerinden üstün değildir. İşte bu vurgu, egemenlerin insanları yönetme yetkisini Tanrıdan aldıkları (kut inancı/asil kan–soyluluk/tanrı krallar/firavunlar/peygamber krallar) savını tümden reddetmektedir. Bir rahibin de, kralın da, dilencinin de, hırsızın da varoluş bakımından birbirinden farkı yoktur ve eşittir.  Spinoza’nın din tarafından aforoz edilmiş olmasına şaşırmamak gerek şimdi.

Spinoza 4

Spinoza’ya göre canlı veya cansız diye bir ayrım yoktur. Canlılar da cansızlar da aynı doğa ve evren yasalarına tabidir. Söz gelimi nasıl ki insanların duygulanışları varsa cansızların da duygulanışları vardır. Kış güneşinin doğuşu bir insan için neşeli bir duygulanış yaratıyorsa, balmumun güneş de yumuşaması da onun güneş karşısındaki duygulanışıdır, veyahut suyun soğuğu görünce donması onun soğuk karşısındaki duygulanışıdır. Yani kısacası canlılara atfettiğimiz tüm özellikler aslında fiziksel değişimlerdir ve bunlar cansız maddeler için de geçerlidir ve dolaysıyla da aslında canlı ve cansız şeklinde kategorik bir ayrımdan söz etmek aslında doğru değildir. Bir insan aslında onu oluşturan organların iş birliğidir. Ve organlar da hücrelerden oluşur. Daha yakına gittiğimiz de ise temel kimyasal ve fiziksel yasalara göre hareket eden atomlar ve moleküller görürüz ve bu açıdan herhangi her yerde bulunabilen atomlardan ve moleküllerden farklı değillerdir. Fakat Spinoza insanı bir birey olarak tanımlar. Organlar da bireydir ve insan bir takım organ bireylerinin iş birliği ile var olmuş bir üst bireydir. İnsanlar da bir araya gelip bir futbol takımı oluşturabilir örneğin. Futbol takımı da bir bireydir ve bir birey olarak bir kudrete sahiptir. Yapabilecekleri ve yapamayacakları vardır. Ve ona canlı veya cansız demek anlamsızdır.

Spinoza 5

Doğal hak kavramı üzerine Deleuze’un ders notlarında iki ayrı bakış açısı anlatılıyor. İlki klasik (geleneksel) doğal hak kavramı. Buna göre her insanın bir özü vardır ve insanların doğal hakları özlerine uygun düşen şeylerdir. Ancak özün ne olduğunu ve neyin öze uygun düşüp düşmeyeceğini kim bilebilir? Yalan söylenebilir mi? Peki ya beyaz yalanlar? Aç bir insan hırsızlık yapabilir mi? Vesaire bir sürü sorular. İşte bu klasik doğal hak kavramı, ki buna özcü yaklaşım da deniyor, bir dış sese ihtiyaç duyuyor. Yani bilge biri bize söyleyecek neyin özümüze uygun olup neyin olmadığını. Bir bilge bir aziz bir peygamber bir ermiş vs lazım. Çünkü biz bilemeyiz neyin bizim için iyi olduğunu….. Bunu geçiyorum ve Spinozacı doğal hak kavramına geliyorum. Spinozaya göre kişilerin özlerini belirleyen onların kudretleridir. Yani bir şeyin özü yapabildikleridir. Her şey bir kudretle tanımlanır ve bir bireyin doğal hakkı kudretinin yettiği her şeydir. Asmak kesmek kelle uçurmak hırsızlıktan altın vurmak. Ancak insan doğası gereği toplumsaldır ve toplumsal olmanın gereği olarak da uzlaşmacıdır. Bireyler toplumsallık adına uzlaşma yoluyla haklarından feragat ederler. Bu etik davranmadır. Olan budur.

Spinoza 6

Bazı alıntılar

– Spinoza’ya göre bireyler her biri sonsuz sayıda basit sarkaçtan oluşmuş bileşik sarkaçlardır. Ve bireyi tanımlayan şey de bir titreşimdir. Tamam.

– Spinoza’nın hareket ve dinginlik ilişkilerinden, hareket ve durağanlık oranlarından bahsettiğinde anlatmak istediği nedir? Şunu demektedir; sonsuz küçüklükler, sonsuzca küçük şeylerin sonsuz bir koleksiyonu, sonsuz bir toplamı, şu ya da bu bireye, şu ya da bu hareket ve dinginlik ilişkisi içinde aittir, nedir bu ilişki? – bu diferansiyel bir ilişkidir. Bu, sonsuz toplamlarda, sonsuzca küçük şeylerin sonsuz toplamlarında  beliren diferansiyel bir ilişkidir. 0/0 ilişkisi sıfıra eşit değildir. Diferansiyel bir ilişkidir. Başka bir deyişle sonsuza küçülürken terimler yitip gitse de ilişki hala devam etmektedir. Belirlenmiş tek şey terimler arasındaki ilişkidir.

-Özler mantıksal imkanlar olamazlar. Eğer mantıksal imkanlar olsalardı, hiçbir şey olurlardı: Bu yüzden özlerin fiziksel gerçeklikler olmaları gerekir. Ama bu fiziksel gerçeklikler varoluşun fiziksel gerçekliğiyle birbirine karışmaz. Nedir özün fiziksel gerçekliği? Beyaz bir duvar hayal edin. Üzerinde hiçbir şey yok. Sonra bir kalemle geliyorsunuz, bir adamcık çiziyorsunuz, sonra onun yanına bir başka adamcık çiziyorsunuz. Bu Ilgın bu da Fehmi.

Spinoza 7

Analizci bir yaklaşımla cisimlerin/bireylerin yapıtaşlarına doğru gidebiliriz. Hücreler moleküller atomlar. Daha sonra protonlar nötronlar ve daha da sonra quarklar ve bu bir son değil mutlaka. Peki bu analizi nereye kadar sürdürebiliriz en temelde en küçük ne var? En küçüğün içinde ne var? Spinoza en son noktaya yani sonsuza küçük yapı taşına basit cisim diyor. Basit cisim sonsuzca küçük cisimdir ve bir içselliği yoktur. Ancak basit cisimler birbirleri ile belli bir ilişki içinde sonsuzca sayıda bir araya geldiklerinde bir içsellik yaratırlar ve bireyi oluştururlar. Bir şeye şişe başka bir şeye minder diyebiliyorsak bunun sebebi iki cismi ayrı ayrı oluşturan basit cisimlerin iki farklı cisimde de farklı bir ilişki içinde olmalarındandır. Peki neyin ilişkisi bu? Hareket ve dinginliğin. Tüm var oluşun çeşitliği her birey veya nesnede hareket ve dinginliğin farklı oranlarda bir araya gelmesiyledir. Burada henüz cevapsız kalan soru hareket varlık olarak nedir? Dinginlik varlık olarak nedir? Bu soru şimdilik kalacak. Ama acaba bu soru şurada kendine bir örnek bulabilir mi? Örneğin müzik. Seslerin ve sessizliklerin uyum içinde bir ilişki içinde oluşudur. Müziği oluşturan ses ve sessizlik belki de hareket ve dinginlik için bir analog olabilir. Bir başka anoloji de termodinamiğin temel yasaları üzerinden kurulabilir diye düşünüyorum. Evrendeki her madde her cisim veya her birey de diyebiliriz, sahip olduğu entropi ve entalpi açısından bir denge durumundadır. Her şey maksimum entropi ve minumum enerjiyi arzular. Ancak maksimum entropi maksimum entalpi gerektirdiğinden bu ikisi ancak denge halinde olabilir ve evrendeki çeşitliliğin sebebi de bu dengedir. Böyle olmasaydı evren tek bir fazdan meydana gelirdi ve çeşitlilik olmazdı. O halde entropi ve entalpi ilişkisi Spinoza’nın hareket ve dinginlik ilişkisinin analoğu olabilir. Hareket maksimum entropinin dinginlik ise minimum enerjinin yerine konulabilir.

Spinoza 8

Daha önce Spinoza’nın canlılık ve cansızlık arasında bir fark koymadığını yazmıştım. Ve abiyogenez başlığı altında canlı dediğimiz varlıkların cansızlıktan nasıl evrildiğini araştıran bilim dalının da canlılık ile cansızlık arasına bir sınır çizmediğini de yazmıştım. O halde madem hepimiz aslında cansız varlıklarız, ki bu bence olağanüstü şaşırtıcı bir sonuç, o halde benlik diye tanımladığımız nedir. Eğer ben kategorik olarak cansız bir varlık veyahut bir mekanizma isem o halde beni diğerlerinden ayıran sınır nedir. Bana ait dediğim duyular nasıl bana ait oluyor. Burada aklıma gelen şu. Ben dediğim şey aslında beni oluşturan tüm şeylerin, organların, dokuların, sinirsel uyarımların, atomların yani her şeyin duygulanışlarının toplamı olsa gerek. Benim parmağımı kesildiğinde acı hissediyorsam ama bir başkasının parmağı kesildiğinde acı hissetmiyorsam bunun sebebi ben dediğim şeyin aslında orada acı uyaranı veren sinirsel iletiler ve onu algılayan reseptörler olmasıdır.

Spinoza 9

Eylemler aynı oluğu halde niteliklerinin farklı olduğu bir örneği ele alıyor Spinoza. Neron’un ve Orestes’in annelerini öldürmeleri örneğini. Her ikisi de annelerini öldürüyorlar. Ancak tarih ve edebiyat Neron’u lanetle anarken Orestes bu şekilde kötülenmiyor tersine yüceltiliyor. Aralarındaki fark Neron bu eylemi gerçekleştirirken nankör acımasız ve boyun eğmezdir. Orestes ise babasını öldüren annesinden babasının intikamını almak için bu eylemi gerçekleştirir. Yani Orestes etlemi babası ile bir ilişki kurmak üzerine gerçekleştirir. Neron ise eylemini tutkularının yönlendirmesi altında gerçekleştirir. Orestes’in eyleminin sonucunda da bir dağılma (bir kişinin ölümü) söz konusu olsa da asıl hedef bir ilişki kurmaktır. Spinozaya göre tüm eylemleri iyilik veya kötülüklerine dair bu şekilde sınıflayabiliriz. Eylemin niyeti bir birleşme mi yoksa bir dağılma mı? Burada Ilgın’ın ansızın aklına düşüyor suç ve ceza’dan Raskolnikov. Acılarının sebebi tefeci yaşlı kadını öldürmek değildi. Onu öldürürken ondan nefret ediyor oluşuydu yani eylemini yaparken tutkularının yönlendirmesi altında olmasıydı. Burada benim aklıma gelen soru tutkularımızın yönlendirmesi altında olmaksızın nasıl eylemde bulunulabilir. Aklıma gelen tek cevap ise kişinin meditasyon halinde olduğu ve egosundan tamamen arınmış olduğu halidir.

Spinoza 10

Spinozadan derlediğim bilgiyle anladığım kadarıyla aşkın üç boyutunu yazmak istiyorum. Birinci boyutu aşkın pasif duygulanışlar altında gerçekleşmesi ve varlığını tamamen talihin ellerine bırakmış olmasıdır. Örneğin her sabah işe giderken dolmuşta için için yandığı kızla rastlaşan ama onu başka hiç tanımayan adamın aşkı gibi. İkinci boyutu kişilerin birbirlerine iyi gelen ve kötü gelen şeyleri keşfederek öğrendiği durumdur. Erkeğin sevdiği yemekleri öğrenen kadının ona bu yemeklerden yapması, kadının sevdiği şarkıları bilen erkeğin ona bu şarkılardan CD hazırlamasıdır yani kısaca birbirlerine iyi gelmeleridir. Üçüncü boyut ise Spinoza’nın deyimiyle kudret derecelerini bilmeleridir. Yani ayrı olarak veya birlikte olarak ne yapabileceklerinin ve ne yapamayacaklarının başka bir deyişle neyi başarıp neyi başaramayacaklarının bilgisine sahip olmalarıdır.

Spinoza 11

Delueze Spinoza’yı şöyle bitirdi: Her şey birdir veya şöyle de diyebiliriz hiçbir zaman hiçbir eksiğimiz yoktur.

Bi de bunlara bak istersen