Enfes bir kitap: Sokaklarda Dans

sokaklarda dansSokaklarda Dans
Kollektif Eğlencenin Bir Tarihi
Barbara Ehrenreich
Versus Yay. Nisan 2009

Walter Benjamin’in çok sevdiğim bir makalesi var. Planateryum. Orda şöyle der Bejamin; “Antik insanların kozmosla alışverişi bambaşkaydı: Vecd. Çünkü ancak bu deneyim sayesinde en yakınımızdakiyle en uzağımız hakkında kesin bilgi edinebiliriz; biri olmadan öbürünü de tanıyamayız. “(*). Sokaklarda Dans sanki bu cümleyi bir kitapta, bir çok konuyla ilişkisi içinde ele alarak anlatmak için yazılmış..Hatta diyebilirim ki , sanki yazar bu makaleyi okumuş ve bunu daha ayrıntılı nasıl anlatırım diye düşünmüş gibidir (**). Hemen belirtelim, Dans tan söz ederken,dans her zaman vecd ile birlikte, kollektif haz ile birlikte ele alınmış.

Sokaklarda Dans, bir tarih kitabı elbette; “miskülinizmin ve militarizmin,  daha basit bir tarım çağının anarşik gelenekleri üzerindeki zaferi, Yehova ve Zeus gibi patriyarkal ‘gök tanrılarının’ büyük tanrıça ve yoldaşları üzerindeki zaferi(73)” nin tarihi. Ve elbette uygarlığımızın bize neler kaybettirdiğinin tarihi; “Dionysos’un/Pan’ın/Bacchus’un/Sabazios’un olmadığı bir dünyada doğa ölecekti, eğlence ölümden sonraki bir yaşama ertelenecekti ve ormanlar kaval ve flüt sesleri ile çınlamayacaktı artık(75)”

Beni en çok etkileyen yanlarından biri, bu konu bağlamında batılı kafasının meseleye nasıl baktığını çok güzel bir şekilde ele almasıdır. Daha ilk bölümde “Batı aklının, özellikle de Batılı eril, üst-sınıf aklın özü, davulların bulaşıcı ritmine derenmesinde, dünyanın baştan çıkarıcı vahşiliğine karşı kendini bir ego ve rasyonellik kalesinin duvarları ardına kapatabilmesinde saklıydı(13)”  diyor. Sonrasında bu batı kafasına sık sık değiniyor.  Yaşanınca sanki ‘tamam’ olacakmışız gibi, ‘biz rönesansı yaşamadık’  diyerek ağlaşan yüzeysel bakış açısının, çağdaş medeniyet ülküsüyle körelmiş bakış açısının nasıl en çok kendine kör olduğunu çok iyi anlatıyor.

Meselenin sınıflarla ilişkisini şöyle açıklıyor;

‘Uygarlığın’ şenliğe en düşman olan yüzü kapitalizm ya da endüstriyalizm değil, – bunların ikisi de oldukça yakın tarihli yeniliklerdir – çok daha eski olan toplumsal hiyerarşidir. Bir sınıf, etnik grup ya da cinsiyet madunlardan oluşan bir topluma hükmettiğinde, madunların özneleşme ritüellerini sivil düzene karşı bir tehdit olarak görür ve onlardan korkmaya başlar(322)… Fakat elitlerin Dionysosçu şenliklere olan düşmanlığı gençlerin ayaklanması ya da baştan çıkma olasılığıyla ilişkili pragmatik kaygıların ötesine uzanıyor. elitler düzensiz halk eğlencesi manzarası karşısında felsefesi olarak korkuya kapılır. Hiyerarşi, doğası gereği, insanlar arasına sınırlar çeker, kimin nereye gidebileceği, kimin kime yaklaşabileceği, kimin hoş karşılanacağı ve kimin karşılanmayacağını belirler. Şenlik sınırları ortadan kaldırı (323).

Geçerken sık sık psikoloji biliminin olayı nasıl acınası bir şekilde el aldığını göstermekten de geri durmuyor;

“Psikoloji ve genel olarak Batı kültürünün psikolojik kaygıları  sayesinde – en geçici cinsel çekimden benlik eritici aşka, obsesyonun yıkıcı gücüne kadar – bir insanı bir diğerine çeken duyguları açıklamak için zengin bir dile sahibiz. Yoksun olduğumuz şey ise, düzinelerce insa arasında bir seferde var olabilecek ‘aşkı’ tanımlamamızı ve anlamamızı sağlayacak bir yöntem; esrime ritüelinde ifade edilen işte bu türden bir aşktır(19) … ‘Benlik’ budalası Batı aklına göre, romantik aşkla ilişkilendirilen hariç her türlü kendini yitirme olsa olsa patalojik olabilirdi.(21)”

Ve bügün ki  “modern kişiliğin”  tarihsel bir serüveni olduğunu bize hatırlatıyor;

Fakat ilk modern dönemin, yani Rönesans ve Aydınlanma’nın eğlenceli yönleri ile ilişkilendirdiğimiz yükselen bireycilik için ödenecek bir bedel vardı. Tuan’ın yazdığı gibi bu yeni kişisel özerklik duygusunun ‘diğer yüzü tecrit, yalnızlık, ilişkilerden kopma duygusu, doğal canlılığın ve dünyadan duyulan masum hazzın yitirilmesi ve gerçekliğin ona atfedilenden başka bir anlama sahip olmamasından duyulan sıkıntıdır. Durkheim’in on dokuzuncu yüz yıl sonunda intihar üzerine çalışmasında benimsediği terimi kullanırsak, anomi duygusu dur…. on altıncı ve on yedinci yüzyılda Avrupa’da yükselen yeni tür kişilik, hiç bir şekilde idda edildiği gibi özerk ve kendini tanımlayan bir kişilik değildi. Doğrudan insani çevreden ayrılmış olmaktan öte, bu yeni ben merkezli birey sürekli olarak başkalarının beklentilerine ve kindinin bu beklentileri karşılamaktaki başarısına deger biçmekle meşgüldür. ‘Ne yapıyorum?’, bu sözde özerk olan ‘ben’ bunu bilmek ister. ‘Ne tür bir etki bırakıyorum?'(179)

Buradaki kısa alıntıların çok zayıf kaldığının farkındayım. Barbara Ehrenreich yer yer açıkça bir çok soruyu sorsada, çoğu zaman verdiği cevaplarla güzel sorulara işaret ediyor.

Not: parantez içindeki sayılar kitabın sayfa numaralarıdır.

* Son Bakışta Aşk (Walter Benjamin) – Metis Yay. Sayfa:75
** İlginçtir, Walter Benjamin den hiç söz etmemiş. Ayrıca sürrealistlerden de söz etmemesini de anlayamadım.
Sokaklarda Dans – Kollektif Eğlencenin Bir Tarihi- Barbara Ehrenreich
Versus Yay. Nisan 2009

Bi de bunlara bak istersen