İbni Arabî ve Derrida

Bu kitabın beni için özel bir anlamı var. Geçen sene Nisan zamanlarıydı. İzmir’e arkadaşlarımı görmeye gidecektim. Uçağın kalkma saatine epey bir zaman olduğu için, havaalanına gitmeden önce kitapvitrini.com  a sipariş ettiğim kitapları bürolarından almaya gitmiştim. Kitapvitrini’n deki arkadaşım bana çay getirmeye gittinde kitaba şöyle bir baktım ve Türkçe Baskıya Önsöz’ünde şu cümleyi gördüm:

“Cennetin mutluluğu daima tehtid altındadır, işte cennet böyle bir yerdir”. Bu gözlemin -bütün hakiki mutlulukların, pek yakındaki sonun hep var olan ihtimalin içine inşa edilmesi gerektiği- arkasındaki keskin içgörü yüzyılların ötesinden önüme çıkmış gibi göründü.

Şok olmuşum! Çünkü bende büroya gelirken dolaylı ve başka nedenlerle tam da bu sonuca ulaşmıştım. (Bu dolaylı ve başka nedenleri bir gün fırsat bulursam yazcam ). Sanırım Gezi ile doruğuna ulaşan 2013’ün gerçeküstü karakteri benim için o gün başladı 🙂

Bu geçen zamanda Derrida’nın 70 lerin bir pop gurubu olmadığını şüpheye yer bırakmayacak şekilde anlamış bulunuyorum. Ama hala Derrida nın hiç bir kitabını okumadım (çok bahanem var). Ben diğerine meyl ettim. İbni Arabi den söz ediyorum. Onun kitaplarıyla ilgili de fırsatım olursa yazmak istiyorum. Çünkü Arabi yi ben çok sevdim (adamım!)

Almond, genel yöntem olarak iki düşünürün ürettiği/kendi yükledikleri anlamlarıyla kullandığı anahtar “kavramlar” üzerinden ilerliyor. Bu “kavramlar” (örneğin Hakk ve Differance) bir birinden farklı olsada, bu düşünürleri bu kavramlara getiren bakış açısının, yaklaşımlarının benzerliği üzerinde duruyor.

Birinci bölüm Aklın Zincirleri adını taşıyor. Özetlemek yerine (zaten damıtık, nasıl özetliycem ki) biraz alıntı yapmak istiyorum

 

-İbni Arabi Fütuhat’da ‘akıl’ kelimesini ‘ikal’ kelimesiyle aynı kökten geldiğini ifade etmektedir. İbni Arabi’nin felsefecilere ve ilahiyatçılara temel eleştirisi, sınırsız ve sıfatsız olan İlahi Genişliğin (tevessü-ü İlahi) onlar tarafından daraltıldığı ve sınırlandırıldığıdır. Akıl kelimesinin böyle bir köke sahip olması, felsefecilere ve ilahiyatçılara bu tür bir eleştiriyi yönelten Şeyh için elverişlidir. (s-23)

 -Arapçada “ikal” kelimesi, hayvanları bağlamak için kullanılan ipe verilen isimdir (not-16,s-23)

-İbni Arabi sisteminin bütün gayesi insanın kendisinden bile özgür olduğu bir noktaya ulaşmasıdır; Şeyh’in isimlerin ve varlıklara uyguladığı mertebelerin maksadı, ruhun bu isimlerin ve varlıkların kaybolduğu bir yere doğru ilerlemesine yardım etmektir. İbni Arabi için Tanrı’ya geri dönüş fikri; ruhun bir dizi, karmaşık, tedricen yükselten makamlardan geçerek ilerlemesi manasına gelmektedir (s-28)

 

-Allah hakkında akıl yoluyla düşünen kişi (nâzır), kendindeki (bu) düşüncesiyle (nazar) neye inandığının yaratıcısıdır (hâlık). İnsan (abd), düşüncesiyle yaratmış olduğu ilahtan başkasına inanmaz (Almond Arabi’nin Fütuhat’tan alıntı yapmış.. s-28)

-O’nu sınırlamayan O’nu inkar etmez, bilakis halden hale girdiği bütün süretlerde O’nu kabul eder ve O’nun tecelli ettiği sonsuz süretlerin değerini O’na verir.(Almond Arabin’nin Fisus’un dan alıntı yapmış.. s-30)

-Akıl sınırlamadır ve işi tek bir nitelikte sınırlar. Halbuki hakikat, kendiliğinden sınırlanmaya direnir. Bundan dolayı (ayette belirtilen) bu husus, akıl sahibi için bir nasihat ve öğüt değildir. Söz konusu akılcılar, bir birini kafir sayan ve lanetleyen (sınırlı) inanç sahipleridir…Onlara yardım eden yoktur[3:91].(Almond Arabi’nin Fisus’un dan alıntı yapmış.. s-30)

-İbni Arabi’nin sabrı, Hakk’ı kendi anlamlarına zincirleyenlere ve onun diğer tecellilerini delalet diye göz ardı edenlere taşıyorsa; Derrida, benzer miktardaki enerjisini metnin sonsuz semantik ihtimallerini keşfetmeye harcamaktadır (s-31)

-Önsöz gelecek zamandaki (“bu ne okuyacak olduğunuzdur”) kavramsal içeriği veya anlamı [signification] ilan eder… neyin zaten yazılacak oluduğunu…Önsözün bakış açısından, ki bu olay ardından bir söyleme niyeti üretir, metin bir şeyleri yazılmış olarak var ediyor…bu emredici her şeye kadir bir yazarın(kendi yarattığındaki tam hakimiyeti ile) okuyucuya kendi geleceğini gösteriyor olmasıdır.. ön[pre] metnin gelecek ihtimallerini izhar edilmiş mevcudiyetin formuna indirgiyor (Almond Derrida’nın Dissemination’dan alıntı yapmış s-31)

-..Hakk’ın tüm dışlayıcı tesis etmelere karşı durması, Derrida’nın kendi yaklaşımının yapısına yakın duruyor:Hakk tecellilerinde kendisini hiçbir zaman tekrar etmez. İbni Arabi’nin buna temel gerekçesi Kuran’dan bir ayettir:O, her gün (her an) ayrı bir şe’n [ç.n.:iş,vazife,olay,tasarruf] üzerinedir[55:29].(s-32)

-Derrida için, tekrar edilemezlik daha dünyevi iki sebebe; semantik olarak metni değişken kılan metnin içindeki mevcudiyetlerin ve yokluğun oyununa, ve metnin nasıl okunduğunu daima gösteren metnin dışındaki sonsuz sayıdaki farklı bağlamlara bağlıdır.(s-35)

Bu bölümle ilgili vereceğim son alıntı bir sonraki Hayrete Düşmenin Dürüstlüğü bölümünün anahtarı niteliğinde

-Hidayete ermek insanın hayrete ulaşmasıdır. Hayrete ulaştığında ise ulaşılabilecek şeyin hayret, hayretin sıkıntı ve hareket, hareketin ise hayat olduğunu anlar. Dolayısıyla durağanlık yoktur. Durağanlık yok ise ölüm de yoktur. Varoluş vardır. Öyle ise yokluk, söz konusu değildir (Almond Fisus dan alıntı yapıyor- s.37)

Yazı çok uzamış, o yüzden burada kesiyorum. Belki daha sonra devam ederim.

Bu arada biraz İbnül Arabi çevirilerinden Bahsedeyim

Bu konuda Hayatını bu işe vakfetmiş Ekrem Demirli’den bahsetmek lazım. Fisusul Hikem’i , Futuhat ül Mekkiye ‘yi (526 Bölüm, yaklaşık 40 cild) , Suad El Hakim’in İbnul Arabi Sözlüğünü Türkçe’ye kazandırmıştır. Ayrıca kendi kitaplarıda vardır (kendisinin hayranıyım)

Bi de bunlara bak istersen