İbni Arabî ve Derrida 2

İkinci bölüme geçmede önce bir noktayı açıklığa kavuşturmak gerekiyor. Önceki yazıda “Hakk ve Difference” için “kavram” dedim ama aslında kavram değil. Tersine, “kavram” ı, onun sınırlandırmalarını, rasyonel yapısını parçalamayı hedef alan “şey” ler di. Sadece konuya giriş yapabilmek için “kavram” dedim. Almond şöyle diyor:

-İlk olarak hem Hakk hem de differance ne hissedilebilir [sensible] ne de anlaşılabilir [intelligible] onlara ne dokunulur ne de onlar algılanabilir. Derrida differance’ın “literal olarak ne bir kelime ne de bir kavram” olduğuna dair ünlü vurgusu, İbni Arabi’nin tekrarlamayı sevdiği bir ayeti çağrıştırıyor:”Hiçbir şey O’nun gibi değil (42:11). Hiçbir gösterge veya sembol Hakk’ı işaret edemez [signify] veya O’na uzaktan yakından bile benzemez, o tamamen kıyaslanamaz varlıktır.(s-49)

Ama Almond iki “şey” içinde kullanılan ortak bir benzetmeyi çok çok güzel yakalamış: Ayna

Aynaya baktığımızda kendimizi görürüz. Hiçbir zaman aynanın kendisini göremeyiz. Aynanın arkasındaki sır hiç bir zaman görünmez (Aynanı arkasına sürülen yansıtıcı katmana sır denilmesi ne güzel bir isimlendirmedir öyle). Bu örneği biraz zorlarsak, insan kendinden ötürü hiç bir zaman sırrı (Hakk’ı) göremez.. Bu anlamda izmir deki arkadaşlarımdan biri Alevi lerin bir deyişini söylemişti: “Sen çekil aradan, zuhur etsin yaradan”..çok hoşuma gitmişti.

Ama zuhur eden her şey o sır üzerinde olur ve bu sürekli değişir.

-Suretleri meydana getiren fakat bir şekilde hiç bir zaman göze ilişmeyen bir Hakk. Bu anlamda aynanın arka tarafı suretlerin bolluğu için “keşf mahali” haline gelmektedir; tıpkı differance’ın “yazı ile söz arasında tuhaf alana” ait olması gibi, işte batının zahir, metinlerin yorumlar, kelimelerin şeyler haline geldiği bu düşünülmez andır(s-54)

bunları yazmasam olmayacaktı. Ama asıl beni heyecanlandıran 2.Bölüm olmuştur: Hayrete Düşmenin Dürüstlüğü.. yada İbni Arabinin deyimiyle “Hayret Makamı”

Bi de bunlara bak istersen