İbni Arabi ve Derrida 3

Kitapla maceramız, ilk karşılaşmamızın şaşkınlığıyla sınırlı kalmadı. Geziden bir ay kadar önce  ikinci bölümü okuyordum. Zaten kafamda rasyonalitemiz meselesi ile ilgili sorular vardı. Bu bölüm Gezi için de bir açılış gibi oldu benim için.

Rasyonel gerçeklik, işte Gezi de sarsılan temel şeylerden biri buydu. Başka bir iklime geçtik. Gerçeküstü bir dönem başladı. Hayret gözlerimiz açıldı. Ağaca, sokaktaki insana, arkadaşımıza, dostumuza, sevgilimize bu hayret gözüyle bakmaya başladık. Bir süreliğine, belki bir anlığına, ama yaptığımız her tarifin, kavramlaştırmanın sınırlandırıcı kalacağı bir döneme girdik. Unutamamamızın -niye unutcakmışız ki?- nedeni sanırım buradan geliyor.

“Karıştırmak [Confuse]” kavramıyla başlıyor ikinci bölüme Almond. Ardından “karışıklık [confusion]” ve “şaşkınlık” kavramlarıyla devam ediyor. “Karışıklık” ile ilgili şunları söylüyor:

-Bir anlamda, karışıklık bizim rasyonalitemiz yüzünden olur, çünkü bize “asıl durumu” göstermeyen şeye bağımlı olmakta ısrar ederiz (s-56)

-Derrida ve İbni Arabi karışıklığı hata, başaramama, güvensizlik ve günah ile eş anlamlı gören klasik felsefi ve islami gelenekten ayrı durmaktadırlar (s-57)

Ardından Willam Chittick’ten bir alıntı yapıyor Almond; “Tanrı’yı bulmak şaşkınlığa düşmektir” ve devam ediyor;

-Başka hiçbir cümle Sufi’nin karışıklığa karşı tutumunu daha doğru özetleyemez. Fütuhat ve Fisus boyunca Ibni Arabi, şaşkınlık için çeşitli metaforlar kullanmaktadır: Şaşkınlık, bir makam, bir hediye, bir kutsal isim, bir vasıta, bir bilgi ve nihai olarak bildiğimizi düşündüğümüz her şeyin altında yatan “asıl haldir” (s-60)

Differance ve Tanrı (Hakk) nın ilişkisini Almond şurda çok güzel kuruyor, biraz uzun ama gerekli.

-Metni açan/söken/dağıtan bir şey olarak differance’a bu vurgu, “metin” [text] kelimesinin kökeninden faydalanmaktadır (Latince textus’dan kumaş). Metin differance’ın sonsuza dek açmakla korkuttuğu bir kumaş olmaktadır. “Dağılma [dissemination] durmaksızın yazıda bir yırtık [accroc] açmakta ve bu yırtık bundan böyle tamir edilemez..” olmaktadır. Hiçbir eser bu dikişten, doğasında hep mevcut olan tamamlanmış açma ihtimalinden kaçamaz. İbni Arabi’nin sıklıkla “inanç” [itikat, akide] için kullandığı Arapça terimin kök anlamının bir düğümü bağlamak veya bir şeyi sımsıkı bağlamak olduğunu burada belirtmek dikkate değerdir. Öyle ise Ibni Arabi, “her grup Tanrı hakkında bir şeylere inanıyor” dediği zaman, “her grup Tanrı hakkında belirli bir düğüme bağlanmış” demek istemektedir. Tanrının şaşırtan düşünülemezliği, tıpkı differance’ın bütün metinleri açan düşünülemez hareketi gibi, O’na dair her bağı çözmektedir (s-66)

-Metin analiz edilmiş yada edilmemiş olsun, karışıklık ve istikrarsızlık bütün metinlerin önsel şartıdır. Aynı şekilde, İbni Arabi için Tanrı’nın hayret verici tabiatı esas olarak -Eşari veya Mutezile- O’nun hakkında anlamlı şekildeki bütün konuşma girişimlerin önüne geçmektedir. “Kainatta inançlardaki bütün çeşitliliğin (hilafın) kökü Tanrı’dır”. Hem Derrida hem de İbni Arabi’de; karışıklık ve hayret, sistem oluşturma teşebbüslerinin altında yatmaktadır ve onların önünde gelmektedir. (s-66)

Bu bölümün sonunda iki düşünür içinde Almond’un vardığı sonuçları başlıklar şeklinde aktarıyorum.

-Hayret “asıl durumdur” (s-81)

-Hayret kaçınılmaz bir durumdur (s-82)

-Hayret dürüst, zor bir durumdur (s-82)

Kitabı tanıtmaya burada son vermek istiyorum çünkü elim habire konuyla farklı bağlamları olan  başka şeyleride yazmak istiyor. Buna dur demem lazım 🙂

önceki notların linkleri şöyle:

Yazıya son verirken sonraki iki bölümün ana başlıklarına aktarayım:

 

3.Bölüm: Kitabın Bilgeleri

4.Bölüm:Zevk-i Esrar ve Boşluk (obyssality)

Bi de bunlara bak istersen